04.02.2008/Sayı:171
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Nur Arslan

Milliyetçi Türk sosyalisti:
Mustafa Suphi

Mustafa Suphi“Türklük… Türklük… Fakat bir Türk bundan ne anlıyor? Ruhunun derinliklerinde gizlenen bir his, bir benlik: Rum ve Acem’den hariç, Osmanlılıktan başka, Müslümanlıktan evvel bir benlik; öyle bir benlik ki, onu, dünyaya düştüğü andan itibaren döktüğü kanların iziyle… İlk kan damlasına, ilk gün gördüğü toprağa, ilk türkü söylediği ocağa kadar, sürükleyip götürüyor…”
Mustafa Suphi

Mustafa Suphi-Mustafa Kemal

Mustafa Suphi denilince ortalama bir Türk vatandaşının aklında canlandırılmak istenen kavramlar; enternasyonalizm, Sovyet uydusu bir komünist partisi ve Atatürk tarafından tasfiye edilmiş hatta öldürülmüş bir aydındır. Bu, hâkim sınıfların yaratmaya çalıştığı bir Mustafa Suphi portresidir; ancak maalesef “sosyalist sol” da bu tabloya hizmet etmekte, başka bakış açılarıyla da olsa sağcılarla aynı noktaya gelmektedir. Öyle ki, alışageldiğimiz gibi, her ölüm yıldönümünde elinde kızıl bayraklarıyla küçük bir grup Mustafa Suphi anması yapar ve her ölüm yıldönümünde belli dergilerde Atatürk’ün Mustafa Suphi’yi nasıl katlettiği tartışılır. Kemalist burjuvazi yargılanır, milliyetçilik şovenizmle eş tutularak lanetlenir, yerden yere vurulur.

Oysa bu durum büyük bir çarpıtmanın ürünüdür ve Mustafa Suphi’nin şahsında çarpıtılan, yok sayılan Türk solu tarihidir. Maalesef, hâkim sınıflar bu işi çok iyi başarmışlardır. Türk dünyasının iki büyük Mustafa’sını ve fikirlerini önemli ölçüde yok etmeyi başarmışlardır. Mustafa Suphi’yi bizzat öldürerek, Mustafa Kemal’in devrimlerini ise ölümünden sonra adım adım yok ederek ve içini boşaltarak dünya Türklüğünün uyanışına set çekmişlerdir.

Ancak bundan sonrası daha vahimdir. Hâkim sınıfların tarihçileri boş durmamışlardır. İstedikleri gibi bir tarih yazmış, yazdıklarını da maalesef geleceğin sosyalistlerine bile yutturmuşlardır. Bu tarihte Sultan Galiyev yoktur. Mustafa Suphi kendi milliyetçi düşüncelerinden arındırılmıştır. Ve bu önemli isimlerin Kurtuluş Savaşı’na katkıları silinmiştir. Yani Mustafa Suphi ve Mustafa Kemal arasındaki ilişki kopartılmıştır.

Mustafa Suphi hiç enternasyonalist olmadı

Oysa Türkiye’de örgütlü komünizmin başlangıç noktası olarak kabul edilen Mustafa Suphi, en büyük Türk milliyetçilerinden biridir. Hiçbir zaman enternasyonalist olmamıştır. Osmanlı İmparatorluğu dağılmaktadır ve her Türk aydını gibi Mustafa Suphi de bunun acısını hissetmekte ve kurtuluş yolu aramaktadır.

Kimileri için bu dağılmayı durduracak olan fikir Osmanlıcılık, kimileri için İslamiyettir. Mustafa Suphi için ise Türklüktür. Türkiye’de yayınlanan son makalesinde, “Osmanlı tarihinin garip rüzgârlarıyla deprenerek, nihayet şu birkaç sene içinde ufuklarda, boralar, fırtınalarla uçan, savrulan, sanki yerinden kopacak zannolunan bu yaprağında manzur Türklük şuurunun ehemmiyetini inkâr eden kimse kaldı mı?” diye sormaktadır ve Türklüğü reddedenlerle tartışmaktadır. Bu söylemler, milliyetçiliğin Mustafa Suphi’nin düşüncelerine ne kadar nüfuz ettiğini göstermeye yeterlidir aslında.

Mustafa Suphi: Türk üremelidir!

Yeterlidir belki ama biz bu örnekleri çoğaltmaktan yanayız. Çünkü en iyi milliyetçilerin sosyalistler ve en iyi sosyalistlerin milliyetçiler olduğunu yeniden ve yeniden ispatlamak zorundayız.

Mustafa Suphi o kadar milliyetçidir ki, Türk nüfusunun arttırılması gerekliliğinden bahsetmektedir: “Aile teşkilatında şefkat hissi ve faziletin ihmal edilmesi, yeni nesillerin ziyanını icap ediyor. Esasen akıl dışı olan feminizm, kadınlar kadar çocukların da mevkiini ihlal ediyor. Kışkırtıcı fikirler kocalara karşı bir nevi egemenlik hissi vererek kadınlarda çocuk korkusu uyandırıyor ve bu durum üremeye mani oluyor.”

Ülkemizde kendisini “sosyalist sol” olarak tanımlayanların, Mustafa Suphi’nin her ölüm yıl dönümünde ortaya çıkıp milliyetçileri ve Mustafa Kemal’i suçlayanların görmek istemediği gerçek budur. Mustafa Suphi, bir sosyalistin aynı zamanda en iyi milliyetçi olduğunu gösteren en iyi örnektir.

Bugün Kürt istilasına karşı Türk nüfusunun çoğalmasını öneren TÜRKSOLU’na ırkçılık yakıştırması yapanlar, Mustafa Suphi gerçeği karşısında dona kalmaktadırlar. Çünkü her aklı başında sosyalist, her dönemde aynı tavrı almaktadır. Bugün nasıl Türkiye’nin asli unsuru olan Türk Milleti azınlık durumuna getiriliyor ve eziliyorsa, Osmanlı’nın dağılma dönemi de Türkler açısından farklı değildir. Mustafa Suphi böyle bir aşamada feminist fikirlere karşı çıkmaktadır. Feminizmin kadınlarda çocuk korkusu yarattığını ve Türk’ün üremesine engel olduğunu savunmaktadır.

Onbeşler

“Onbeşler”: Samsun Hançerli mahallesinden Mustafa Suphi, Üsküdar Ahmet Çelebi mahallesinden Ethem Nejat (İzmir Maarif Sadr-ı Sabıkı), Erzincanlı Aşçıoğlu Bahaeddin (Muallim), Uşak’ın Hacı Hüseyin Mahallesinden Kasım Hulusi, Sürmene’nin Asu Kariyesinden Kıralioğlu Maksut, Cihangirli Hilmioğlu İsmail Hakkı (Doktor), Van Ercişten Ahmetoğlu Hayrettin (Nefer), Bandırma Manyas Nahiyesinden Hakkı Bin Ahmet Ali (Topçu Yüzbaşı), İstanbullu Emin Şefik (Mühendis), Kadıköylü Tevfik Bin Ahmet (Tayyare Yüzbaşısı), Manisalı Kazım Bin Ali (İhtiyat Zabiti), Erzincan’ın Akdağ Kariyesinden, Hatipoğlu Mehmet, İzmir Tilkilikten Hacı Nustafaoğlu Mehmet, Kandıralı Cemil Nazmi Bin İbrahim, Meryem) (Mustafa Suphi’nin eşi)

Mustafa Suphi:
“İhtimal ki ben bir şovenistim!”

Yine aynı Mustafa Suphi, bugünün hepsi Ermeni, hepsi Hrant olan “ilericilerinin” aksine her zaman Türk olmuştur.

Mart 1919’da Komünist Enternasyonal’in Birinci Kongresi’nde Ermenilerin Türk emekçisini, Türk fukarasını ve köylüsünü katlettiğini söylemekten çekinmemiştir. Her fırsatta Moskova’yı Taşnak ve Kürt aşiret örgütlerine karşı Ankara’yı desteklemeye ikna etmek için uğraşmıştır. Yayınladığı bildirilerde; “emperyalistler hesabına Anadolu’yu arkasından vurmaya hazırlanan alçak Taşnakların nasıl Anadolu’nun azimli ve imanlı ordularınca ezildiğini” anlatmış, Türk birliklerinin 28 Eylül 1920’de Ermenistan’a doğru başlattığı taarruzu desteklemiştir. TKP, Ermenistan’ı her zaman için Anadolu Türklüğü ile Rusya’daki Türk halkları arasındaki bir engel olarak görmüştür.

Mustafa Suphi’nin bu duruşu, O’nun Rusya’daki hayatında sosyalizmle tanışmasının ardından da değişmez.

Rusya’da toplanan Birinci Müslüman Komünistleri Kurultayı’nda kendisinin şovenist olduğu yönündeki eleştirilere şöyle cevap vermiştir:

“Yoldaşlar, ben cenubun feyyaz bir Türk ocağında ihtimal ki bir şovenist olarak doğdum. Avrupalıların, Avrupa kapitalinin zulüm ve zallamı altında şovenist olmayan Türk de bulamazsınız. Fakat bu taassup, bu şovenizm bende Avrupa zulmüne, Avrupa kapitaline karşı… Yoksa Rusya muhit-i inkılâbında tecelli eden o ulvi kardeşliğe bir uzv olmaktan başka bir sözüm veya hareketim yoktur. Fikirlerim, yazılarımın, sözlerim buna şahit. Ben bunları her vakit müdafaaya hazırım.”

Mustafa Suphi’nin bu tavrının aslında Türk solunun başka bir lideri olan Deniz Gezmiş’in tavrından farkı yoktur. O da babasına yazdığı mektupta, “…Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim” diyerek aynı anlayışı sergilemektedir.

Her Türk devrimcisi Avrupa sömürgeciliğine karşı milliyetçidir ve tarihin hangi aşamasında olursa olsun birbirinden bağımsız aynı tavrı almaktadır. Suphi’nin de dediği gibi bu çok normaldir. Suphi de en az Nâzım kadar, Deniz kadar milliyetçidir, sömürgeciliğin karşısındadır.

Mustafa Suphi Kurtuluş Savaşı’nın yanında

İşte Mustafa Suphi’ye Karadeniz’deki ölüm yolculuğunu hazırlayan fikirler bunlardır.

Stalin’in Galiyev’e karşı yönelttiği suçlamalar, Kemalizmin ajanlığını yapmak, Mustafa Suphi ile birlikte Turancı örgüt kurmaktır. Bu iddialar doğrultusunda Sultan Galiyev, Stalin tarafından ortadan kaldırılır.

Gerçekten de Mustafa Suphi’nin Sovyetler Birliği’nde attığı her adım Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı güçlendirecek yöndedir. Mustafa Suphi’nin kurduğu TKP’nin her eylemi, her söylemi Ankara’yla paralellik içindedir.

Nitekim 1920’de kurulan TKP, Türkiye açısından işçi sınıfının yetersizliğini tahlil etmiş, her anlamda Anadolu’daki milli hareketin ilerlemesini destekleme yönünde karar almıştır. Milli hareket ilerledikçe işçi sınıfı gelişecektir. O gün için aslolan Ankara’nın yanında yer almaktır. Yani TKP, işi gücü bir kenara bırakmış, varlığını bir proleter örgütlenmeye değil, Anadolu ihtilalinin güçlenmesine adamıştır.

Mustafa Suphi ve TKP, Kurtuluş Savaşı’na sadece ideolojik ve siyasi destek vermekle yetinmemiş, askeri ve mali yardım toplanmasını sağlamıştır:

“…Elimizde kalan bir parça toprakla bir dilim ekmeği, bu zalim yağmacı emperyalistlere kaptırmamak, bu gözü doymaz Yunan istilacılarına karşı mübazerede sonuna kadar sebat etmek, mukaddes vazifemizdir. İstilacılara kuyruk olup memleket ve halkımızı kulluğa düşürmeye çalışan İstanbul hükümetine karşı başkaldıran Rusya Amele ve Rençberler Şuralar Cumhuriyeti ile kolkola giren Anadolu Kemalist Hükümetine yardım yapmak birinci vazifemizdir.”

Bu anlayışla Türkistan, Tataristan ve Azerbaycan Komünist Partileriyle organizasyonu sağlayarak Anadolu’ya yardımların akmasını sağlayan kişi Mustafa Suphi’dir.

Dolayısıyla Stalin’in iddiası doğrudur. Sultan Galiyev’den Suphi’ye, Suphi’den Mustafa Kemal’e uzanan bir ilişki vardır.

Suphi ile Mustafa Kemal’in ortak paydası: Milliyetçilik

Bugüne kadar bu ilişki hep saklanmıştır. Bırakın böyle bir ilişkiyi, Mustafa Kemal’le Mustafa Suphi arasında hep bir çelişkiden bahsedilmiştir. Ancak Atilla İlhan’ın çabaları ve İleri Yayınları’ndan çıkan “Sultan Galiyev-Bütün Eserleri” ile Hüseyin Adıgüzel’in hazırladığı “Milli Komünizm Serisi” gerçeklerin saklanmasına son noktayı koymuştur.

Bugüne kadar Suphi ve 14 yoldaşını Kemalizmin katlettiğini savunan Mete Tunçay gibiler bile yıllar sonra gerçeği itiraf etmek zorunda kalmışlardır. Bugüne kadar Mustafa Suphi üzerinden Atatürk’e saldıranlar, şimdilerde Suphi’nin milliyetçiliğini eleştirir olmuşlardır.

Mete Tunçay’a göre, Suphi ve yoldaşları Ankara’ya sağ salim ulaşsalardı Mustafa Kemal’le oturup konuşacaklar, Ankara’nın kurduğu sahte Komünist Partisi’ne katılacaklar ve belki aralarında üç kişi hükümette bakan olacaktı. Suphi ekonomiden, Ethem Nejat eğitimden, İsmail Hakkı da içişlerinden sorumlu bakan olabilecekti. Mete Tunçay’ın burada eleştirdiği, Mustafa Suphi ve Mustafa Kemal arasında ortak payda olan milliyetçilik ideolojisidir.

Suphi, Ankara’ya ulaşsaydı…

Bu milliyetçilik Üçüncü Dünya milliyetçiliğidir. Mustafa Kemal, mazlum milletlerin zalimleri bir gün mutlaka mahv-u perişan edeceğinden bahsetmektedir.

Türk soylu halklar, bu mazlum milletlerin önemli unsurlarından biridir. Türklüğün Anadolu’da, Balkanlarda, Orta Asya’da ve Ortadoğu’da etki alanı vardır ve zalim emperyalistleri asıl korkutan bu güçtür. İşte halklar hapishanesi olan Çarlık Rusyası’nın yıkılmasına neden olan Türk soylu halkların, Anadolu’da emperyalizme karşı direnen Türklerle birleşmesi tehlikesi 1919’larda ciddi bir tehdit olarak ortaya çıkmıştır.

Sultan Galiyev, Nerimanov, Rıskulov hareketiyle; Mustafa Kemal hareketini birleştirecek olan kişi Mustafa Suphi’ydi. Bu birleşme gerçekleşseydi tarih Türkler açısından da, tüm mazlum uluslar açısından da farklı yazılacaktı. Maalesef Galiyev’in Stalin tarafından ortadan kaldırılması ve Suphi’nin Karadeniz sularında katledilmesiyle bu buluşma engellenmiş oldu. Mustafa Kemal bin bir zorlukla Türk Devrimi’ni tamamlamaya çalıştı.

Suphi’nin sadece bedeni karanlık sulara gömülmedi, fikirleri de tarihin karanlık sayfalarına gömüldü. Atatürk, Mustafa Suphi ve Galiyev Türk fikir hayatından silindi. Bedenleri ortadan kalksa da bu fikirler yeniden hayat bulabilirdi. O yüzden yıllarca Türk milliyetçilerinin ve solcularının Galiyev’den haberi olmadı. Devrimcilikten uzak bir Atatürk, milliyetçilikten uzak bir Suphi yaratıldı. Böylelikle milliyetçiliğin temel teorik kaynakları yok edildi, Türk dünyasında sosyalist temelli bir birlikteliğin oluşturulması fikri yıllarca engellenmiş oldu.

Katil kim?

İşte bu çerçevede Mustafa Suphi’yi kim öldürdü sorusu yanıtlanabilir. Mustafa Suphi ve arkadaşları Mustafa Kemal’e destek olmak için Ankara’ya gelmeye çalışmaktadırlar. Çünkü Lenin’den sonra iktidara gelen Stalin, Rusya’yı tekrar halklar hapishanesine çevirmeye çalışmaktadır. Nitekim TKP Kuruluş Kongresi öncesinde Süleyman Sami, Atatürk’le görüşmek üzere Anadolu’ya gelmiş, bu görüşmenin tutanakları daha sonra yayınlanmıştır. Bu tutanaklara göre Atatürk, TKP’lilerin Anadolu’ya geçişini desteklemekle birlikte ayrı bir teşkilatın kurulmasına karşıdır. TKP ise zaten kayıtsız şartsız Kurtuluş Savaşı’na katılmak istemektedir.

İşte bu birliktelikten rahatsız olan anlayışları teşhir etmek bu noktada yeterlidir. Bunlardan ilki, daha önce de değindiğimiz gibi bizzat Stalin’in kendisidir. Nitekim Galiyev’i yargılarken Mustafa Suphi’den de bahsetmiş, onları Atatürk’ten talimat almakla suçlamıştır. Galiyev’e yaptıklarının aynısını, Suphi’ye de yapmak istemesi muhtemeldir.

Bu birlikteliğe düşman olan diğer anlayış da İttihatçılıktır. Bunlar hâlâ Mustafa Kemal’le mücadele içindedirler, hatta olayların cereyan ettiği Trabzon ili bunların etkisindedir ve Atatürk buraya 1924’e kadar müdahale edememiştir.

Yine Enver Paşa hem Mustafa Suphi’nin, hem de Mustafa Kemal’in en büyük düşmanıdır. 1918’den sonra kaçtığı Moskova’da Atatürk’ün yenilgisinden sonra Anadolu’ya bir kurtarıcı gibi döneceği günlerin hesabını yapmaktadır. İngiliz ve Alman emperyalizminin etkisine giren Enver Paşa’nın hangi amaçlarla Moskova’da bulunduğu hep soru işareti yaratmıştır. Bakü Kurultayı’nda Mustafa Suphi ve arkadaşları tarafından “Kurultaya değil, halk mahkemesine!” sloganlarıyla protesto edilmiştir.

İşte bu katliamdan kârlı çıkan anlayışlar ortadadır. Mustafa Suphi’nin ölümünden İttihatçılar, dolayısıyla Avrupa emperyalizmi ve Rus şovenistleri kârlı çıkmıştır. Ama suç yıllarca Kemalistlerin üzerine atılmıştır. Bu da faşizmin en bildik metodudur. Siyasi provokasyonlar, tertipler ve cinayetler işlenir; suç ise kimi zaman sosyalistlerin, kimi zaman ulusalcıların, kimi zaman ise bizzat Atatürk’ün üzerine atılır.

Ama sonuç hiç değişmez: Faşizm hep yenilir, sosyalizm kazanır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe