25.02.2008/Sayı:175
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Tarih Bünyamin Aka

Milli Mücadele’de Atatürk ve Çukurova-3
Adana’da Milli Mücadele Atatürk’ün talimatlarıyla başlıyor

Mütareke yıllarında genel durum

Mondros Mütarekesi imza edilir edilmez, Batının emperyalist güçleri, amaçlarına ulaşabilmek için gizli yaptıkları planlarını açıkça uygulamaya başladılar. Amaçları, Anadolu’yu işgal ederek, Türkleri Anadolu’dan sonsuza kadar atmaktı.

Bu planı uygulayabilmek için, ateşkes antlaşması hükümlerine uymayı gerekli görmediler. Uydurma nedenlerle, itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’u; Fransızlar Çukurova’yı; İngilizler Urfa, Maraş, Antep, Merzifon ve Samsun’u; İtalyanlar Antalya ve Konya’yı işgal ettiler. 15 Mayıs 1919’da İtilaf Devletleri’nin de desteği ile Yunan ordusu İzmir’e çıkarıldı.

Her tarafta yabancı devletlerin subay ve özel görevlileri çalışmaya başladı. Hıristiyan azınlıklar ise, özel istek ve amaçlarına ulaşabilmek için, devletin bir an önce çökmesini sağlamaya çalışıyorlardı. İçimizdeki hinler de boş durmuyor, ülkeyi yıkmak için işgal güçleri ve azınlıklarla işbirliği içerisinde hareket ediyorlardı.

Mustafa Kemal, o günleri şöyle özetliyordu: “Padişah ve halife olan kişi, hayat ve rahatını kurtarabilecek çareden başka bir şey düşünmüyor. Hükümeti de aynı durumda. Farkında olmadığı halde başsız kalmış olan ulus, karanlık ve belirsizlik içinde, olup bitecekleri bekliyor. Felaketin korkunçluğunu ve ağırlığını anlamaya başlayanlar, bulundukları çevreye ve sezebildikleri etkilere göre kurtuluş çaresi saydıkları yollara başvuruyorlar. Ordu, adı var, kendi yok bir durumda. Komutanlar ve subaylar, genel savaşın bunca sıkıntı ve güçlükleriyle yorgun, yurdun parçalanmakta olduğunu görmekle yürekleri kan ağlıyor. Gözleri önünde derinleşen karanlık felaket uçurumunun kıyısında kafaları, çıkar yol, kurtuluş yolu aramakta..”

Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçmesi

Mustafa Kemal, padişah ve hükümetiyle kurtuluş mücadelesinin verilemeyeceğini iyice anlamış olduğundan, kafasındaki kurtuluş mücadelesini uygulamak için Anadolu’ya geçmenin yollarını arıyordu. Vahdettin ise, çalışmalarından rahatsızlık duyduğu Mustafa Kemal’i, İstanbul’dan uzaklaştırmak istiyordu. O günlerde Samsun ve yöresinde işgal güçlerine karşı direniş hareketleri başlamıştı. Bu direniş hareketlerini önlemek ve mütareke şartlarına uyulmasını sağlamak için Mustafa Kemal’i görevlendirdiler. Mustafa Kemal zaten böyle bir fırsat beklemekte olduğundan yetkilerinin artırılması şartıyla görevi kabul etti.

Mustafa Kemal, Anadolu’ya ayak basar basmaz planını uygulamaya koyuldu. İngilizler bu durumdan rahatsız olduklarından, padişahtan geri çağırmasını istediler. İngilizlerin sözünden çıkamayan Vahdettin, Mustafa Kemal’i geri çağırdı. Fakat Mustafa Kemal, şerefle taşıdığı üniformasını ve üstün başarılarıyla hak ettiği rütbelerini bir tarafa bırakarak Osmanlı paşalığından istifa etti. O da biliyordu ki, bu ülkeyi üniformalar ve rütbeler değil, Türk Milleti’nin vereceği büyük mücadele kurtaracaktı. Çukurova’da “Malımızla canımızla emrinizdeyiz. Bizi, Ermeniye, Fransıza bırakma Paşam!” diyenleri unutmamıştı. Türk Milleti’ne güveniyordu. “Vatanın bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” demesi de bu inancının göstergesiydi.

Mustafa Kemal’in bu davranışı, hiç kuşkusuz sıradan bir insan davranışı olamazdı. Normal koşullarda herhangi bir subay, üstünün emirlerine karşı gelmez, gelemez. O emir yanlış da olsa uygulanır ya da uygulamak zorunda kalır. Demek oluyor ki; gerçek bir devrimci kolay olunmuyor. Olunursa da Mustafa Kemal’in yaptıklarını yapmaya cesaret etmesi gerekiyor. Çünkü gerçek devrimci ancak böyle olunuyor. Padişahın idam fermanına ve şeyhülislamın idam fetvasına rağmen, vatan ve milleti için hiç kimsenin cesaret edemediği bir mücadeleye başlama kararını rahatça alabiliyor. Türk Milleti’ne tutsaklığı alınyazısı diye kabul ettirmeye çalışanlara karşı, “Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir” diyerek gerçek alınyazısının nasıl yazılması gerektiğini gösteriyor. Sanırım, Mustafa Kemal’ler onun için yüzyıllarda bir geliyor.

Milli direnişler başlıyor

Anadolu adım adım işgal edilirken, bazı olumlu durumlar da kendiliğinden gelişiyordu. Ülkenin birçok yerinde kurtuluş için çareler düşünülüyor ve bu doğrultuda çalışmalar yürütülüyordu. İşgale karşı küçük de olsa direnişler başlamıştı. Yalnız bunlar birbirinden kopuk ve zayıftılar. Örgütlü hareket edemiyorlardı. Aslında gövde vardı ama bu gövdenin başı eksikti. Gövdede baş olmayınca, gövde sadece çırpınıyordu. Ve işte o gövdenin başı sonunda çıkıp gelmişti: Mustafa Kemal.

İstanbul Hükümeti işgale karşı direniş gösterilmemesi konusunda fetvalar yayınlıyordu. Direnenlere ise çete, eşkıya, asi, hain gibi suçlamalar getiriliyor ve yakaladıklarını da asıyorlardı. Mustafa Kemal’e de asi demişlerdi ve hakkında idam fermanı çıkarmışlardı. Bugün aynı durum Irak’ta yaşanmaktadır. İşgal edecekleri ülkenin liderine diktatör, işgale karşı direnişe geçenlere de terörist demektedirler.

Mustafa Kemal, Türk Milleti’nin başına geçtiğinde, her zaman onurlu yaşamış bu milletin, yine onurunu çiğnetmeyeceğini biliyordu. Anadolu’ya geçtikten hemen sonra çalışmalara başladı. Öncelikli olarak bu küçük direniş gruplarını daha örgütlü bir duruma getirmesi gerekiyordu. Bu şekilde daha organize ve daha etkin olunabilirdi. Güvendiği adamlarını, Anadolu’nun değişik yerlerine gönderiyor, orada gerçek vatanseverler bulunarak, halk arasında örgütlenme sağlanıyordu. Bu şekilde Kuvayı Milliye’nin çekirdeği oluşturuluyordu. Bu çekirdekler aynı zamanda yeni kurulacak Türk Ordusu’nun da temellerini oluşturacaktı.

Sivas’ta Mustafa Kemal ile görüşen üç Adanalı: (soldan sağa) Hulusi Kurdoğlu, Halil Topaloğlu ve Sehlikzâde Hasan Efendi.

Sivas’ta Mustafa Kemal ile görüşen üç Adanalı: (soldan sağa) Hulusi Kurdoğlu, Halil Topaloğlu ve Sehlikzâde Hasan Efendi.

Kozanlılar Sivas’ta

Çukurova Fransızların işgali altındaydı. Fransızlar, Albay Bremond’u Adana’ya askeri sömürge yönetici olarak atadılar. Adana’nın ilçelerine de sömürge yöneticileri olarak; Yüzbaşı Taillard’ı Kozan’a, Üsteğmen Suby’i Kadirli’ye, Arrikhi’yi Ceyhan’a atadılar.

Fransızlardan cesaret alan Ermeniler ise Türk halkına karşı yaptıkları zulmü her gün biraz daha arttırıyordu. Türk halkı tamamen sahipsiz ve korumasız bir şekilde Ermeni fedailerin eline bırakılmıştı. Ermeni fedailer Çukurova’nın her yerinde olduğu gibi Kozan’da da halka işkence yapmaktan geri kalmıyorlardı. Çukurova’da da yer yer direniş hareketleri başlamıştı. Fakat fazla etkin olunamıyordu. Kurtuluş için bir şeyler yapılması gerektiği biliniyor, bunun için toplantılar düzenleniyordu; ama bir türlü organize olunamıyordu.

Mıcrıkyan Yaver Kirkor adındaki bir Ermeni akşam karanlığında öldürülmüş ve Ermeniler, Hulusi Kurdoğlu, Halil Topaloğlu ve dava vekili Mustafa Faik Bey’i azmettiren kişiler olarak Fransız askeri yöneticisi Yüzbaşı Tailard’a ihbar etmişlerdi. Katiller ellerini kollarını sallayarak çarşıda pazarda dolaşıyor, Fransız idaresi hiçbir şey yapmıyor diye söyleniyorlardı.

Fransız askerleri bu üç kişiyi tutuklamak için aramaya başladılar. Tutuklandıklarında başlarına neler geleceğini iyi bilen bu üç Kozanlı, önce işgal bölgesinin dışına kaçıp daha sonra da Develi’de (Kayseri ilinin, Adana sınırındaki ilçesi) buluştular. Develi Belediye Başkanı Kamberli Osman Efendi’nin misafir odasında Kılıç Ali ile karşılaştılar. O zaman yüzbaşı olan Kılıç Ali, Develi’ye Mustafa Kemal tarafından Müdafai Hukuk Cemiyeti’nin bir şubesini açması ve halkın durumunu inceleyerek kendisine rapor etmesi için görevli olarak gönderilmişti. Kılıç Ali’nin, Develi’de örgüt kurmasına tanık olan bu üç Kozanlı, Kılıç Ali’ye, “Biz de Çukurova’da örgüt kurmak istiyoruz. Fransızlara karşı küçük küçük direniş başlamıştır. Ancak bunun organize bir hale sokulması lazımdır. Bize yardımcı olabilir misiniz?” diye sorarlar.

Kılıç Ali, “Böyle bir yetkim yok. Buna ancak Mustafa Kemal Paşa karar verebilir. İsterseniz size, Paşa’dan randevu alabilirim” der.

Bu üç Kozanlı, randevu alınmasını isterler ve kısa zaman içerisinde de randevu alınır.

Mustafa Kemal, o günlerde Sivas’ta bulunmaktadır. Ve bu üç Kozanlı, Mustafa Kemal ile görüşmek için Sivas yollarına düşerler.

Bu arada Sivas Kongresi yeni bitmiş, Mustafa Kemal, Osmanlı Hükümeti tarafından uzlaşmak için gönderilen, Salih Paşa ile görüşmek üzere Amasya’ya gitmiştir. Heyeti Temsiliye’nin diğer üyeleri Sivas’ta bulunmaktadır. Kongrenin yapıldığı Sivas Lisesi’nin koridorunda dolaşırken, üç Kozanlı’nın karşısına Yüzbaşı Osman Nuri çıkar.

Osman Nuri, “Kimi arıyorsunuz? Size nasıl yardımcı olabilirim?” diye sorar.

Kozanlılar, “Kılıç Ali bizim için Paşa’dan randevu almıştı. Mustafa Kemal Paşa ile görüşmeye geldik” derler.

Kozanlılar Mustafa Kemal ile görüşmek için beklerken, Yüzbaşı Osman Nuri’ye de, Çukurova’daki Fransız ve Ermeni vahşetini anlatırlar. Yüzbaşı Osman Nuri, anlatılan bu olaylardan etkilenmiş olduğunu daha sonra şu sözleriyle ifade etmektedir: “Kozanlı murahhaslar, bu zulümleri, şahıslarında çekmiş olduklarını gösteren bir dertli ifadesi ile anlatıyorlardı. Yüreğimin sızladığını duydum ve kendimde oraya gitmek, oralarda zulüm gören halk ile birlikte çalışmak hevesi uyandı.”

Yüzbaşı Osman Nuri Bey’le Kozanlıların karşılaşması çok anlamlıdır. Çünkü Çukurova’da kurtuluşa giden yol burada başlamıştır. Daha sonra, Yüzbaşı Osman Nuri Bey, Mustafa Kemal’in vermiş olduğu Aydınoğlu Tufan kod adıyla, Çukurova’da işgal kuvvetlerine karşı verilen mücadelenin en önemli kahramanlarından biri olacaktır.

Yüzbaşı Osman Nuri Bey, üç Kozanlıyı Amasya’dan dönen Mustafa Kemal’in huzuruna çıkarır.

Kozanlılar, “Paşa Hazretleri, biz Kozan’dan geliyoruz. Fransız işgal yönetiminden halk son derece huzursuzdur. Her gün faili belirsiz cinayetler işlenmekte ve Fransız idaresi Ermeni taşkınlıklarına göz yummaktadır. Büyük Savaş’tan kalan silah ve cephaneleri gizledik. Çukurova halkı zengin olup böyle bir hareketi desteklemeye gücü yetecektir. Zulüm çeken halk, ne pahasına olursa olsun, Sivas’tan verilecek emirle düşmana saldıracaklardır. Mevcut çeteleri disipline sokacak, organize edecek bir kumandana ihtiyacımız vardır. Arzumuz bize bir kumandan vermenizdir. Develi’de Kılıç Ali Bey’i görevlendirdiğiniz gibi bize de bir kumandan vermenizi istirham ediyoruz” diye isteklerini bildirirler.

Bu olay Mustafa Kemal’in öngörüsünün ne kadar güçlü olduğunun ve Milli Mücadele’ye çok önceden karar verdiğinin de bir göstergesidir. Adana’da Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’nı aldığı zaman, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılan Osmanlı’nın silah ve cephanesinin düşman eline geçmemesi için halka dağıtılmasını sağlamıştı. Kozanlıların bahsettiği silah ve cephaneler aslında bunlardı.

Çukurova’nın alınyazısı değişiyor

Mustafa Kemal üç Kozanlının bu isteklerini makul bulur. Ve çok da hoşuna gider. Ve hemen arkasından kendisi ile beraber Samsun’a çıkmış olan Binbaşı Kemal Bey’i çağırır. “Adana bölgesinde milli cephe açılacaktır. Seni Çukurova’da Kuvayı Milliye teşkilatı kurmak üzere görevlendiriyorum. Yardımcı olarak Osman Nuri’yi veriyorum” der. Binbaşı Kemal Bey’e ve Yüzbaşı Osman Nuri Bey’e, çok detaylı bir harita üzerinde, yapacaklarını anlatır ve talimatları yazdırmaya başlar:

1- Halkın, kendi içinden istiklâl aşkı ile kalkınması,

2- Teşkilatın, kongrede tespit edilen nizamnameye göre yapılması,

3- Karaisalı (Adana’nın ilçesi) tarafında toplanacak büyük bir milli kuvvetin, Adana istikametinden yapacağı hareketle Adana’yı zaptettiği gibi Fransızları denize dökeceği,

4- Sivas’tan hareketin belli edilmemesi, isim ve kıyafetlerin değiştirilmesi talimatını verir.

Mustafa Kemal Çukurova’da cephe açmaya gidecek komutanlara bir de vesika verir. Vesikada, Binbaşı Kemal’i, Kozanoğlu Doğan kod adıyla Kilikya Komutanlığına, Yüzbaşı Osman Nuri’yi, Aydınoğlu Osman Tufan kod adıyla Kilikya Komutan Yardımcılığına atadığı yazılmaktadır.

Güney Cephesi Komutanı olan Ali Fuat Cebesoy, Çukurova’nın çok geniş bir alan olmasından dolayı Yüzbaşı Ali Ratıp Bey’i de Kozan’da Kemal Doğan’ın emrine verir. Ali Ratıp Bey de Sinan Tekeli kod adını kullanacaktır. Bölge ikiye ayrıldı. Şarki (Doğu) Kilikya Kuvayi Milliye Komutanlığı Osman Tufan’a, Garbi (Batı) Kilikya Kuvayi Milliye Komutanlığı da Sinan Tekelioğlu’na verildi.

Osmanlı tutsaktı. Osmanlı yönetimi, halifelik makamı aracılığı ile halkın dini duygularını da kullanarak bu tutsaklığın, alınyazısı olduğuna halkı inandırmaya çalışıyordu. Eğer ki söylendiği gibi tutsaklık alınyazısı ise, Mustafa Kemal’in yazdığı neydi? Türk Milleti’nin alınyazısı hangisi idi? Mustafa Kemal’in yaptığı mı, yoksa padişah ve halife olan Vahdettin’in yaptıkları mı? Ya da Osmanlı yöneticileri, dini kendi pis çıkarları için mi kullanıyorlardı?

Fotoğraf: Sivas’ta Mustafa Kemal ile görüşen üç Adanalı: (soldan sağa) Hulusi Kurdoğlu, Halil Topaloğlu ve Sehlikzâde Hasan Efendi.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe