14.07.2008/Sayı:195
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


 Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Yunus Yılmaz

Abant Platformu’nun ardından
Fethullahçılar neden Kürtçüdür?

Fethullahçı organizasyon

Fethullah Gülen’e yakın gazeteci ve bilim adamlarınca düzenlenen Abant Platformunun “Kürt sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak” konulu 17. toplantısı, gecikmeli de olsa yapıldı.

Daha baştan bölücü kararların çıkacağı belli olan Abant Platformunun Yönetim Kurulu Başkanlığını Prof. Dr. Mete Tuncay, Genel Sekreterliğini ise Salih Yaylacı yaptı. Katılımcılar arasında kimler yoktu ki; Ali Bulaç, Mümtaz Türköne, Ümit Kardaş, Altan Tan, Ali Bayramoğlu, Mustafa Akyol, Eser Karakaş, Mehmet Altan, Şahin Alpay… daha sayalım mı? Saymayalım çünkü, 200’e yakın davetli varmış!

Çoğunluğunu liberal düşünceye sahip kişilerin oluşturduğu toplantıya ise Fethullahçı yazarlardan Ali Bulaç ve Mümtazer Türköne gibi birkaç isim katıldı. Fethullahçılardan doğru dürüst fikir adamı çıkmadığı için, toplantıya katılıp fikir öne sürecek adamları da yoktur maalesef. Onun için Türklük ve Atatürkçülük düşmanlığında hemfikir oldukları liboşları davet ediyorlar. Zaten saydığımız iki isimden biri olan ve adında Türk geçen, ama Türklüğü şüpheli olan eski ülkücü bozuntusu ise sonradan bu safa geçmiştir!

Aslına bakılırsa Fethullahçılar uzun süredir sözde Kürt sorununu kaşıyıp duruyorlardı. Sözde Kürt sorununu kaşıma aracı olarak da Cemaatin gazetesi olan Zaman kullanılıyor. Özellikle Zaman gazetesinde Ali Bulaç, daha öncesinde Tayyip’in İstanbul Büyükşehir Belediyesinin başındayken Kürt raporunu hazırlayanlardan biridir. Yine eski Marksist-Leninist Şahin Alpay ise zaman buldukça sözde Kürt sorununa değinmeden geçmez. Hüseyin Gülerce’yi ise Fethullah Gülen’in Kürt reçetesini sunarken görmüştük.

O nedenle, AKP’nin Kürtlere ve Kürtçülüğe bakışı nasıl ise Fethullahçıların bakışı da odur. Her ne kadar içeride Kürtçülerin ve liboşların dürtmesi, dışarıda ise AB’nin bastırması ile AKP’nin Kürtçülük yapma konusunda zorlatıldığı izlenimi verilse de, AKP, Kürtçülüğü genlerinden, daha doğrusu kökeninden gelen Kürt-İslamcılığından dolayıdır.

Zaten, RP döneminde en kapsamlı Kürtçülüğü, hazırlattığı raporla Tayyip yapmıyor muydu?

3 Kasım 2002 seçimlerinde AKP gibi Kürt-İslamcı bir partinin iktidara gelmesi ile Bölücülükte ve Kürtçülükte bir artış olduğunu görmekteyiz. Çünkü, bölücüler, arayıp da bulamayacakları bir iktidara kavuşmuştur. İşte son Abant toplantısı da bunlardan biridir. Yine, şimdilerde AKP’nin Cumhurbaşkanı (!) olan Abdullah Gül’ün, bu toplantının yapılması ve tartışılmayan konuların tartışılması yönünde temennilerini bildirmesi de Gül’ün, Kürt-İslamcılığından dolayıdır.

Abant Platformunda dikkat çeken bölücü söylemler

Özellikle Abant Platformunun kapanış bildirgesinde, “Anadilde eğitim, öğrenim konuşma hakkı engellenemez” ifadesi çok anlamlıdır. Çünkü, bu açıkça, üniter bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bir meydan okumadır aslında.

Ya yazar Ümit Fırat’ın dediklerine ne demeli?

“Çıkarılan Takrir-i Sükun kanunuyla başlatılan diktatörlük döneminde idam edilen onca insanın cesetlerini bile vermediler” demiş. Devamında; Kürtlere baskı yapıldığını, 1925 yılında Kürtçenin tamamen yasaklandığını vurgulamış ve 1960 darbesiyle açılan yatılı okulların bile asimilasyon olduğunu söylemiş.

Yazar Ümit Fırat’da diğer tüm Kürt-İslamcılar gibi, Cumhuriyet ile bir hesaplaşma içinde olduğunu görmekteyiz.

Çenkiz ağabeyimiz (Cengiz Çandar) ise, “Kürt sorunun en önemli tanımı, bir devlet sorunu olmasıdır. Kürtlerin devleti yok” demiş. Yani, Çenkiz ağabeyimize göre Kürtlerin devleti olursa bu sorun çözülürmüş.

Aslında Çenkiz ağabeyimizi tebrik etmemiz gerekir. Onca omurgasız liboşlar içinde lafı evirmeden çevirmeden temennisini dile getirmiş. Daha doğrusu sözde Kürt sorunu var diyenlerin asıl niyetlerine tercüman olmuş.

Abant Platformuna katılan Kürt ve İslamcı kimliğiyle tanınan siyasetçi Altan Tan: Kürtçe ana dilde eğitiminin önünün açılmasını, isteyenlere ilkokuldan itibaren Kürtçenin seçmeli dil olarak okutulmasını, Kürt enstitüleri kurulmasını, Kürtçe olarak radyo ve televizyonlarda sınırsız ve süresiz yayın hakkı tanınmasını, Kürtçe olduğu için değiştirilen yer, şehir, köy isimlerinin iadesini, istemiş.

Aslına bakılarsa az şey istemiş, bir tek Türkiye topraklarını tamamıyla Kürtlere bırakılsın demediği kalmış!

Okurlarımız belki hatırlayamayacaklar ama biz hatırlatalım. Altan Tan daha önce HADEP çatısı altında siyaset yapmıştı, işte onun için az şey istemiş diyoruz!

Kürtçülerin diyemediğini bu toplantıda aslına bakılırsa bir liboş söylemiş. O liboşumuzun adı Mustafa Akyol. Bu toplantıda Mustafa Akyol, “Bütün Türkiye Kürdistan!” demiş. Bak sen… Hızını alamayınca, “başkenti de İstanbul” demiş. Şimdi olacak iş mi bu Mustafa’nın yaptığı. Biz ona, oku adam ol, baban gibi olma demiştik, ama o okumuş babası gibi olmuş.

Ancak üzüldüğümüz bir konu var! TÜRKSOLU’nu faşist olarak suçlayan, sözde milliyetçiliğe karşı olan bu liboş takımı, bu söylemleri ile asıl kendileri etnik bir Kürt milliyetçiliği, faşistlik yapmıyor mu?

Şeriatçılar neden Kürtçüdür?

Peki, Fethullahçılar bu Kürtçülük, bölücülük toplantısına neden aracı oldular? Bu sorunun cevabını bulmak için biraz geçmişe gitmek gerekiyor.

Herkesin bildiği gibi Fethullahçılar, nurcudur. Nur cemaatinin kurucusu ise Saidi Kürdi’dir (Nursi). Yani, bu tarikatın kurucusu bir etnik Kürt milliyetçisidir. Nur tarikatı ise köken olarak Nakşibendilik’ten gelir. Oysa, Nakşibendilik bir Türk tarikatıdır.

İşte tüm sorun da buradan kaynaklanmaktadır. Kürt kökenli Nakşi olan Mevlana Halid, bu tarikatın Kürtler arasında yayılmasına neden olmuş ve Kürt ağalarını da bu tarikatın şeyhi yapmıştır! Aşiret olgusunun hakim olduğu sözde Kürdistan’da Nakşibendilik hızlı bir şekilde yayılır.

Osmanlıcılık, İslamcılık ve Milliyetçilik akımının revaçta olduğu bir dönemde Kürt Nakşiler, Osmanlı imparatorluğunun dağılmaya başlaması ile kendi bağımsız devletlerini kurma planı içine girdiler. Bu, onların etnik milliyetçilik yapmalarına neden oldu. Bu emellerini gerçekleştirmek için de Osmanlı sarayına her zaman muhalif oldular. Bu özelliklerini Cumhuriyet döneminde de devam ettirdikleri için karşımıza Şeriatçı bir o kadar da etnik Kürtçü bir oluşum yani “Kürt-İslamcı” bir oluşumun ortaya çıkmasına neden oldu.

Bugünkü Fethullahçılar’ da Nakşi Saidi Kürdi’nin devamcısı oldukları için Kürtçülük yapmaktadır. İşte bu nedenle Kürt Şeriatçılar, Türk egemenliği altında yaşadıkları için Kürtçülük yapmaya devam edecektirler.

Türk Nakşiler neden Kürtçü?

Laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin yıkılıp yerine Şeriat hükümlerine dayalı bir devlet kurulması için Laik Türkiye Devleti’ne düşman olan tüm oluşumlara dost oldukları için. Yani, düşmanımın düşmanı dostumdur anlayışına, sahip olmalarından ileri gelmektedir.

O nedenle Türk Nakşiler ile Kürt Nakşiler dosttur! Kürtçüdür. Bu dostlukta Türkiye Cumhuriyeti devleti yıkılına kadar devam edecektir!

Atatürk’ün milliyetçilik ilkesine karşı sözde ümmetçiliği savunanlar, Ümmetçiliğin kitleleri harekete geçirmede yeterli bir etmen olmadığını bildikleri için, Türklüğe karşı Kürtçülüğü öne sürmektedirler. Daha doğrusu her ikisini birlikte yapmaktadır, Kürt-İslamcılık yapmaktadırlar.

1965 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Yardımcılığına getirilen Yaşar Tunagür, Fethullah Gülen’in Devlet içinde yerleşmesine aracı olan kişidir. Fethullah Gülen’in vaiz olmasını sağlayanda yine aynı kişidir. Yoksa ilkokul mezunu birini, kim nereye alır ki!

Peki, kimdir Yaşar Tunagür?

Yaşar Tunagür, Saidi Kürdi’nin izinde giden Kürtçü ve nurcu bir isimdir. Yaşar Tunagür’de Fethullah Gülen gibi “Üstadım” diye hitap ettiği Saidi Kürdi’nin talebesidir. Bir zamanlar rahmetli Uğur Mumcu’nun deşifre ettiği, Amerikan Aromco şirketi tarafından desteklenen ve Suudi Arabistan’da kurulan Tüm dünyada şeriat devleti kurmayı amaçlıyan “Rabıta” adlı örgüt ile bağlantıları olan biridir.

Onun için Fethulahçılar neden Kürtçülük yapıyor diye şaşılmamalıdır. Zaten Kürt-İslamcı olarak tanımladığımız sağın kökenini TÜRKSOLU olarak Saidi Kürdi’ye dayandırmıyor muyuz?

İster kendini Sağcı, ister İslamcı, isterse kendilerini başka bir adla tanımlasınlar Türkiye’de sağın ve onun yapmış olduğu Kürtçülüğün temeli Saidi Kürdi’ye dayanır. İşte Fethullahçıların Kürtçülük, bölücülük yapmasının da asıl nedeni budur. Zaten Kürt-İslam sentezi tezimiz ile bunu anlatmaya çalışmıyor muyuz?

Yıllardır Türk Solu’nu kökü dışarıda olmakla suçlayan işbirlikçi sağ zihniyet, asıl kendi kökenlerinin dışarıda olduğunu gizlemeye çalışmıştır. Özellikle Türk Solu’nun, kökeninin dışarıda olduğu söylemini sıkça kullanan kişi ise, şimdilerde ulusalcı takılan Süleyman Demirel’dir.

Ne tesadüf ki, Fethullah’ı koruyup kollayan Yaşar Tunagür’ü de koruyup kollayan bir isim vardı: Süleyman Demirel! Zaten o dönemde Nurcuların baş koruyucusu Süleyman Demirel değil miydi? İşte kökü sözde içeride olan Sağcı Sülo’ nun korudukları bugün bölücülük, Kürtçülük yapıyor.

Saidi Kürdi ile başlayan Fethullah ile devam eden Tayyip’li AKP’ye kadar uzanan ve birleştiren bir çizgi vardır: o da Kürt-İslamcı olmalarıdır. Yani kökünün dışarıda olmasıdır.

Yine ne tesadüftür ki, Saidi Kürdi’de Batı yanlısı bir İslamcıydı. Onun bu özelliğinin aynısını talebesi Fethullah’ta da görmekteyiz. Tayyip’in de Batı yanlısı olduğunu buradan hatırlatmak isteriz.

Batı yanlısı olan bu üçlünün diğer bir ortak yanı da, Batı yanlısı oldukları kadar Kürtçü olmalarıdır. Son Abant toplantısına Batı yanlısı Kürtçü Liberallerin davet etmelerinin nedeni de budur. Kafalar birdir, zihniyet birdir çünkü. İşte bu nedenle Abant platformu Kürt-İslam sentezcilerinin buluştuğu bir toplantı olmuştur.

Demokrat hâlâ yorgun görünüyor!

1950’lerde DP ile başlayan Nurculuğu koruma işi, Sülo ile devam etmiştir. Bugünler de ise AKP devralmıştır. Kürt-İslamcılar’ da Abant Platformu adı altında, rahat bir ortamda bölücülük ve Kürtçülük yapma imkanı bulmuşturlar.

Kökü dışarıda olan Kürt-İslamcılar, içeride AKP’nin dışarıda ise AB’nin desteği ile bu kadar rahat bölücülük yapmıyorlar mı?

Yapıyorlar.

Ülkemizde son 60 yıldır yapılan Kürtçülük faaliyetleri AKP döneminde yavaş yavaş meyvelerini vermektedir. Bu Abant Toplantısında çok rahatlıkla görülmüştür. Çok geçmişe gitmeye gerek yok. Bu toplantıda açıkça gizlenmeden söylenenler bundan yaklaşık 10-15 sene önce bile kimse söylemeye cesaret edemiyordu.

Öyleyse ne değişti?

Demokratlarımız darbeci, Kürt-İslamcılar ise Demokrat oldu.

İşte bunlar yorgun demokratımızın yorgunluğunu atmak için uyurken oldu.

Uyu yorgun demokrat, uyu…

Şeriatçılar, Kürt-İslamcılığa devam ediyor hâlâ.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe